ESRARENGİZ ŞEHR’İN ESRARENGİZ YAPISI :) BALIKLIGÖL :)

Balıklıgöl’ün Sırrı

Ülkemizde kültürel miras olarak bırakılan, tarihe tanıklık etmiş birçok eser ve yapıttan biri de Şanlıurfa’da bulunan Balıklıgöl’dür.

Şanlıurfa’daki kalenin hemen önünde bulunan Balıklıgöl, zaman içinde birçok uygarlığa da ev sahipliği yapmıştır.

Kanallarla birbirine bağlanan iki büyük havuzdan biri Aynzeliha, diğeri ise Halilürrahman Gölü olarak da biliniyor.

Göl olarak bilinen bu iki havuz, aslında akarsuya bağlıdır ve şehri dolaşır.

Daha sonra ülke sınırlarından çıkarak Suriye’ye doğru devam eder.

Göllerin kaynakları karstik kökenli su kaynakları grubundandır.

Bu kaynaklar günümüzden milyonlarca yıl öncesinde kalkerlerden oluşmuş ve zamanla etrafı çevrilerek göle dönüşmüş.

Balıklıgöl’ün Tarihçesi

Buranın ilginç bir hikayesi var. 6. yüzyıla kadar buradaki derelerden toplanan sular bu gölde toplanırmış.

O dönemde oluşan bir su baskınında birçok insan hayatını kaybedince Bizans İmparatoru, İstanbul’dan duruma bir çözüm bulmaları için birçok mühendis göndermiş.

Çözüm, oluşabilecek diğer su baskınlarına karşı bir duvar örmek ve suların toplanmasına engel olacak başka bir kanal kazmak olmuş ve işe de yaramış.

Bugün bu kanal Krakoyun Deresi olarak biliniyor. Halk bu iyiliğin karşısında şehri kurtarıcısının adıyla, yani Jüstinyen olarak adlandırmışlar.

Balıklıgöl’ün Gizemli Hikayesi

Dilden dile dolaşan Balıklıgöl’ün efsanesi ise şöyledir: Nemrut adındaki kral, döneminde korku saçan biri olarak bilinir.

Bir gün gördüğü rüyayı din adamlarına yorumlatır.

Ülkedeki doğacak çocuklardan bir tanesinin onu öldüreceği yorumunu alan kral, o sene doğan tüm çocukların öldürülmesini emreder.

İbrahim Peygamber’in annesi bunu duyarak kaçar ve bir mağaraya sığınır.

Çocuğu burada doğurur ve mağarada bırakır.

Rivayete göre onu bir ceylan bulup onu emzirir.

Askerler çocuğu bulup kralın karşısına çıkarır. Nemrut, çocuğu olmadığı için onu sever ve büyütür.

Nemrut’un zulmü, haksızlığı ve putlara tapışı, halkında putlara tapmaya zorlanışını gören İbrahim Peygamber insanların kendi elleri ile yaptıkları bu putların Allah olmadığını söyler.

Halka bu düşüncelerini anlatır. Halk korkudan ağzını açamaz.

Nemrut’un evlat edindiği Zeliha, ona inanır ama Nemrut’tan o da çok korkar.

Hz. İbrahim ile Zeliha arasında bir sevgi bağı oluşur.

Bir tören günü herkesin törene gittiği an Hz. İbrahim sarayın putlar bölümüne girer.

Bir baltayla bütün putları parçalar, baltayı da en büyük putun üstüne asar.

Törenden dönenler endişeye kapılır. Nemrut’a haber verirler.

Rahipler bunu Hz. İbrahim’in yapabileceğini öne sürer.

Nemrut bir kurulla onu yargılar.

Hz. İbrahim: “Görüyorsunuz ya işte balta büyük putun omzunda.

Balta kimdeyse bu işi o yapmıştır.” der.

Öfkelenen Nemrut: “Bir taş parçası baltayı eline alıp bu işi nasıl yapar?” diye haykırınca Hz. İbrahim: “İşte benim anlatmak istediğim de budur.

Siz kendi ellerinizle yaptığınız bu taş parçalarından medet umuyor, sizi kötülüklerden korumasını bekliyorsunuz.

Tanrı diye ona tapıyor, adak adıyor, başınız dara düşünce ona koşuyorsunuz.

Bu gerçekten tanrıysa neden diğerlerini kırmasın?” deyince şaşkınlık geçiren Nemrut ve çevresindekiler İbrahim’in üzerine yürürler.