Işıklar içinde uyu… / Kerem Önder

قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن جَعَلَ اللَّهُ عَلَيْكُمُ النَّهَارَ سَرْمَدًا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُم بِلَيْلٍ تَسْكُنُونَ فِيهِ أَفَلَا تُبْصِرُونَ ﴿٧٢﴾

“De ki: “Ne dersiniz? Allah, üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsaydı, Allah’tan başka hangi ilâh size içinde dinleneceğiniz bir gece getirebilir? Hâlâ görmeyecek misiniz?” (Kasas 72)

* Köroğlu’nun atı gibiyim. Işıkta ve seste asla uyuyamam.

* Kabide ışık yok. Salih amellerin varsa o sana ışık olur.

* “Bil ki Allah Teâlâ, daha önce, “O öyle Allah ´dır ki, kendinden başka hiçbir tanrı yoktur, önünde de sonunda da hamd O´nundur. Hüküm de O´nundur. Siz, ancak O´na döndürüleceksiniz” ifadesiyle, hamde müstehak olduğunu genel olarak beyan edince, bunun peşinden de, kendilerinden dolayı hamdetmeniz vacib olduğu ve Allah´dan başka kimsenin kadir olamayacağı şeyleri tafsilattı olarak anlatmış ve Resulüne, De ki: “Eğer Allah üzerinizde geceyi de Kıyamete kadar fasılasız devam ettirirse, Allah´dan başka size ışık getirecek tanrı kimdir?” demiş; böylece Allah, gece ve gündüzün, zaman olarak birbirini takip eden iki nimet olmaları hususundaki cihete dikkat çekmiştir. Çünkü kişi dünyada bulunduğu ve mükellef olduğu sürece, ihtiyaç duyduğu şeyleri elde etmek için, yorgunlukla başbaşadır. Halbuki gündüzün ışığı olmasaydı, o bunları elde edemezdi. İşte bundan dolayıdır ki, insanlar bir araya gelebilirler ve çeşitli alışveriş yapma imkânı hasıl olur. Gecedeki rahatlık ve sükun olmasaydı, bu işlerin tam bir şekilde yapılamayacağı malumdur. Binâenaleyh, durum böyle olunca, bu iki şeyin mutlaka olması gerekir. Cennette ise, yorgunluk-argınlık olmadığı için, insanların geceye ihtiyacı yoktur. İşte bundan dolayı, cennette, hem aydınlık hem de lezzet alma devam eder. Böylece Allah, buna kadir olanın sadece kendisi olduğunu beyan buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, bu iki ayetten birisinin sonunda, “Halâ dinlemeyecek misiniz?” buyurmuş, diğerinin sonunda da, “Halâ görmeyecek misiniz?” buyurmuştur., Çünkü bunların maksadı, duydukları ve gördükleri şeylerden tefekkür ve tedebbür açısından istifade edilmesidir. Binâenaleyh onlar, bu istifâdeyi yapmayınca, duymayanlar ve görmeyenler olarak kabul edilmişlerdir. Kelbî, Hak Teâlâ´nm, “Hâlâ dinlemeyecek misiniz?” hitabının manasının, “Hâlâ bunları yapana itaat etmeyecek misiniz”; “Hâlâ görmeyecek misiniz?” hitabının manasının ise, “üzerinde olduğunuz hatanızı ve dalâletinizi görmeyecek misiniz?” demektir.

Cenâb-ı Hak, “ziyâ”nın peşi sıra, “Halâ dinlemeyecek misiniz?” hitabını getirmiştir. Çünkü dinlemek ve duymak, o ziyanın (ışığın) faydalarını anlamak ve anlatmak için, gözün idrâk edemediği şeyleri idrâke vesiledir. Gecenin peşi sıra da, “Halâ görmeyecek misiniz?” buyurulmuştur. Çünkü karanlığın faydalarından olarak gördüğün o sükûnet, rahatlık, rahmet ve benzeri şeyleri, senden başkası da görür. Hak Teâlâ, şu üç maksattan ötürü, gece ile gündüzü bir çift olarak yaratmıştır: Onlardan birinde yani gecede sükûnete ve rahata ermeniz; diğerinde, yani gündüzde Allah´ın fazlından elde etmeye uğraşmanız ve her iki faydaya karşı şükrünüzü yerine getirmeniz. Bil ki her ne kadar gündüzün sükûnete ermek ve geceleyin çalışıp çabalayıp, Allah´ın fazlından elde etmek mümkün ise de, bu ikisinden herbirine en uygun olanı, Allah Teâlâ´nın zikretmiş olduğu şekildir. Bundan ötürü Cenâb-ı Hak, her birine o belli Özelliği tahsis etmiştir.” Razi Tefsiri

Bir cevap yazın