Gökyüzünü Boyayan Çocuk ve Fırçasız Ressamlar
Gökyüzü her sabah bambaşka bir renkle uyanır. Bazen limon sarısı bir neşeyle, bazen pamuk şekeri pembesi bir tatlılıkla, bazen de gri ve düşünceli bir örtüyle kaplanır. Yetişkinler bunun sadece güneş ışınlarının atmosferdeki kırılması olduğunu söylerlerdi. Ancak yedi yaşındaki Kuzey, işin aslının çok daha eğlenceli ve sihirli olduğundan emindi. Çünkü Kuzey’in odasının tavanında, geceleri sadece onun görebileceği şekilde parıldayan gizli bir gökyüzü haritası vardı.Kuzey, her sabah erkenden uyanıp pencerenin kenarına oturan, boya kalemlerini renk sırasına göre dizmeden rahat edemeyen sakin bir çocuktu. En büyük hayali, gökyüzündeki o devasa tuvale kendi fırçasıyla küçük bir bulut resmi çizebilmekti. Bir sonbahar sabahı, gökyüzünün tamamen renksiz, bembeyaz bir kağıt gibi bomboş uyandığını fark etti. Ne bir mavilik vardı ne de güneşin altın sarısı ışıkları. Gökyüzü sanki boyanmayı unutmuş gibiydi.
Bulut Merdiveni ve Renk Atölyesi
Kuzey, odasındaki teleskopla gökyüzünü incelerken, evin bahçesindeki devasa çınar ağacının en üst dalına kadar uzanan, iplikten örülmüş renkli bir merdiven gördü. Bu merdiven yukarıya, tam da o renksiz bulutların içine doğru uzanıyordu. Kuzey, sırt çantasına en sevdiği pastel boyalarını koydu, kırmızı montunu giydi ve sessizce bahçeye çıktı. Çınar ağacına tırmandı ve ipek merdivenden yukarıya, gökyüzüne doğru tırmanmaya başladı.Yukarı çıktıkça hava soğuyacağına, aksine taze sıkılmış portakal suyu ve yeni kesilmiş çimen gibi kokmaya başladı. Merdivenin son basamağı, pamuk gibi yumuşak ama üzerinde yürünebilen devasa bir bulut meydanına çıkıyordu. Meydanın ortasında, kocaman boya varilleri, devasa tüpler ve gökyüzüne doğru üfleyen rüzgar makineleri vardı. Burası "Gökyüzü Renk Atölyesi"ydi.
Ancak atölyede tam bir panik havası hakimdi. Boy boy, çeşit çeşit, kulakları fırça gibi tüylü, elleri boya lekeleriyle dolu küçük yaratıklar sağa sola koşuşturuyordu. Bu yaratıkların hiçbirinin elinde fırça yoktu; onlar gökyüzünü parmaklarıyla, pofuduk kuyruklarıyla ve nefesleriyle boyayan "Fırçasız Ressamlar"dı.
Tıkanan Rüzgar Fıskiyesi ve Ressam Alba
Kuzey’in şaşkınlıkla etrafa baktığını gören küçük, turuncu önlüklü bir ressam hemen onun yanına koştu. Saçları mavi boyayla dalgalanmıştı ve burnunun ucunda pembe bir leke vardı."Ah, bir dünya çocuğu!" dedi küçük ressam telaşla. "Ben Alba. Gökyüzünün Sabah Mavisi sorumlusuyum. Ama bugün gökyüzünü boyayamıyoruz! Gökyüzüne renkleri üfleyen devasa 'Rüzgar Fıskiyesi'ne yaramaz bir fırtına bulutu gelip sıkıştı. Renk varillerimiz dolu ama onları gökyüzünün tuvaline püskürtecek gücümüz yok. Eğer bir saat içinde gökyüzünü boyayamazsak, dünyadaki tüm insanlar günü hep karanlık ve renksiz geçirecekler!"
Kuzey sırt çantasını açtı ve içindeki pastel boyaları gösterdi. "Benim boyalarım var! Bunlarla küçük bir yerleri boyayabilir miyiz?"
Alba iç çekti. "Senin boyaların çok güzel ama gökyüzü o kadar büyük ki, bizim renkleri tonlarca sıvı halinde rüzgara karıştırmamız gerekiyor. Bize o fıskiyeyi temizleyecek küçük ve çevik bir akıl lazım. Ressamların elleri çok yapışkan olduğu için fıskiyenin mekanizmasına dokunamıyoruz."
Kuzey fıskiyenin yanına gitti. Devasa, borazan şeklindeki altın bir makinenin ağzında, simsiyah, sürekli şimşekler çaktıran yaramaz bir fırtına bulutu sıkışmış, horul horul uyuyordu. Makine çalışmak istedikçe "Öhö, öhö!" diye öksürüyor ama siyah bulut yerinden kımıldamıyordu.
Renkli Bir Gıdıklama Operasyonu
Kuzey bulutu inceledi. Bu bulut aslında kötü görünmüyordu, sadece fıskiyenin sıcak havasını sevdiği için oraya yerleşmiş kışlık bir buluttu. Onu oradan zorla çekmek imkansızdı çünkü çekmeye kalksalar yağmur yağdırıp tüm atölyeyi ıslatabilirdi."Alba," dedi Kuzey gülümseyerek. "Bulutlar neden yapılır?"
"Pamuksu buhardan ve gökyüzü tozundan," dedi Alba.
"Peki, gıdıklanırlar mı?"
Alba ve etraftaki diğer ressamlar şaşkınlıkla birbirine baktı. Kuzey sırt çantasından en parlak sarı ve en canlı pembe pastel boyalarını çıkardı. Ressamlardan da varillerdeki en tatlı, en neşeli renklerden biraz getirmelerini istedi. Alba, dev bir kovanın içinde gün doğumu sarısı ile turuncuyu karıştırdı.
Kuzey, ressamların pofuduk ve fırça gibi olan kuyruklarını bu neşeli renk boyalarına batırdı. "Şimdi," dedi Kuzey. "Ben 3 deyince herkes bu renkli kuyrukları fırtına bulutunun altına, tam makineyle birleştiği yere sürtecek. Onu neşeli renklerle gıdıklayacağız!"
Ressamlar heyecanla sıraya girdi. Kuzey nefesini tuttu: "1... 2... 3! Başlayın!"
Yirmi küçük fırçasız ressam, boyalı kuyruklarını siyah bulutun karnına doğru deli gibi sürtmeye başladı. Pembe, sarı ve turuncu parıltılar bulutun simsiyah gövdesine karıştı. Bulut önce hafifçe titredi, ardından gövdesinden mavi küçük kıvılcımlar saçarak "Hihihi... Hahaha!" diye gülmeye başladı.
Bulut güldükçe hafifledi, hafifledikçe rengi siyahtan griye, griden bembeyaz bir pamuğa dönüştü. En sonunda o kadar büyük bir kahkaha attı ki, fıskiyenin ağzından yukarıya doğru fırladı ve gökyüzünün en neşeli bulutu olarak havada süzülmeye başladı.
Gökyüzünde Renk Patlaması
Fıskiyenin önü tamamen açılmıştı! Makine büyük bir neşeyle "Vınnn!" diye çalışmaya başladı. Alba hemen ana vanayı çevirdi. Atölyedeki devasa varillerden akan okyanus mavisi, altın sarısı ve lavanta moru boyalar rüzgar fıskiyesinin içine doldu.Makine, topladığı tüm bu renkleri büyük bir gürültüyle tüm gökyüzüne doğru üflemeye başladı. Kuzey, hayatında gördüğü en muhteşem manzaraya tanıklık ediyordu. Renkler gökyüzünde devasa dalgalar halinde yayılıyor, bulutların kenarlarını altına boyuyor, gökyüzünün o bembeyaz tuvalini saniyeler içinde büyüleyici bir gün doğumuna dönüştürüyordu. dünyadaki tüm çocuklar pencerelerinden bakıp "Bugün gökyüzü ne kadar da güzel!" diye çığlık atıyorlardı.
Alba, Kuzey’in yanına geldi ve eline gökyüzü tozundan yapılmış, hiç bitmeyen mavi bir parmak boyası verdi. "Bu senin yardımının ödülü Kuzey. Artık sen de fırçasız ressamların onursal bir üyesisin."
Kuzey parmağını boyaya batırdı ve bulut meydanının kenarından gökyüzünün boş bir köşesine doğru uzandı. Oraya küçük, tatlı, pembe bir kalp çizdi. Çizdiği kalp, rüzgarla birlikte büyüdü ve gökyüzünde tatlı bir bulut olarak süzülmeye başladı.
Kuzey, yeni dostlarına veda ederek ipek merdivenden aşağıya, evinin bahçesine geri indi. Odasına girip pencereden dışarı baktığında, gökyüzündeki o pembe kalpli bulutun ona doğru el sallar gibi sallandığını gördü. Kuzey boya kalemlerine baktı ve gülümsedi. Artık ne zaman gökyüzünde garip, tatlı bir renk görse, yukarıdaki fırçasız ressam dostlarının ve Alba'nın yeni bir şaheser üzerinde çalıştığını çok iyi biliyordu.