Mevlana – Kilometre Taşları

İnsanoğlunun önsözü olarak kabul edilen Mesnevi’nin yazarı bir bilge, Allah aşkı ile dile getirdiklerinin dünyanın yedi kıtasında da aynı seda ile yankılandığı bir derviş: “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî”.
30 Eylül 1207’de Horasan’ın Belh yöresinde, bugün Tacikistan sınırları içerisindeki Vahş Kasabasında doğmuştur. Belh’te kum fırtınasının gözleri kör, güneşi karanlık ettiği bir akşamüstüydü. Bu fırtınanın ortasında, taştan oyulmuş bir evde Mümine Hatun’un şefkatli kollarındaki Celaleddin o karanlığın içine güneş gibi doğuyordu.
Babası bilgeler sultanı Muhammed Bahâeddin Veled, Celaleddin emeklemeyi bırakıp ayağa kalktığı gün, boynuna yeşil kapaklı Kuran­ı Kerim’i asarak onu, ilmi yere değen sakallarıyla eşdeğer Burhaneddin Tirmizi’ye emanet etti. Babası Belh’teki bir derste, Felsefeci Fahrettin Razi ile 3 gün 3 gece süren bir tartışmadan galip çıktı. Tartışmanın sonucunda hükümdar, şehrin anahtarını Bahaeddin Veled’e gönderdi. Bunun anlamı açıktı. ‘Ya sen git, ya ben kalayım.’ Bütün aile hep birlikte Belh’i terk etti. Celaleddin, çölde devesinin üstünde ilerlerken bir serap gördü. Serapta, aydınlık yüzlü bir derviş, kendisine 6 dallı beyaz bir gül veriyordu. Bu serabın hakikati 6 ciltlik Mesnevi yazılana kadar gizde kalacaktı. Kafilenin ilk durağı, Nişapur’du.
Babasının tanıştırdığı hekimler hekimi Mutasavvuf Feridüddin­i Attâr, Celaleddin ile aynı seviyeye inip yanına diz çöktü. İki büyük zeka, küçük bir şelaleye bakıp uzun uzun insan hakkında sohbetler etti.


http://twitter.com/trtokul
http://www.trtokul.com.tr

BENZER KONULAR

Report

What do you think?

Bir cevap yazın