Aç Ayı ile Cömert Tavşan Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Uçsuz bucaksız ormanların, berrak derelerin ve rengârenk çiçeklerin bulunduğu güzel bir diyarda pek çok hayvan huzur içinde yaşarmış. İlkbaharın son günleriymiş. Ağaçlar yemyeşil yapraklarla süslenmiş, kuşlar neşeyle şarkılar söylüyor, hafif rüzgâr çiçeklerin tatlı kokusunu her yana taşıyormuş. Ormanda yaşayan hayvanlar, doğanın sunduğu nimetleri paylaşarak mutlu bir yaşam sürmeye çalışırlarmış. Ancak bazen beklenmedik olaylar, en iyi kalplerin bile sınanmasına neden olurmuş.
Ormanın derinliklerinde yaşayan iri bir ayı varmış. Güçlü ve çalışkan olmasına rağmen o yıl talihi pek yaver gitmemiş. Birkaç gün boyunca aradığı bal kovanlarını bulamamış, meyve ağaçları da henüz yeterince olgunlaşmamış. Karnı iyice acıkmış. Açlık yüzünden yürümekte bile zorlanıyor, düşüncelerini toplamakta güçlük çekiyormuş. Bir ağacın gölgesine oturup iç çekerek, “Bugün de yiyecek bulamazsam gücüm tükenebilir.” demiş.
O sırada elinde taptaze havuçlar ve birkaç yeşil yaprak taşıyan küçük bir tavşan oradan geçiyormuş. Neşeyle zıplayarak yuvasına dönüyormuş. Ağacın altında yorgun görünen ayıyı fark edince hemen durmuş. Yüzündeki gülümseme yerini merak dolu bir ifadeye bırakmış. Nazikçe yaklaşarak, “Sizi çok halsiz görüyorum. Bir sıkıntınız mı var?” diye sormuş.
Ayı başını eğmiş. Açlığını saklamaya çalışsa da karnından gelen sesler gerçeği anlatıyormuş. “Günlerdir yeterince yiyecek bulamadım. Biraz daha böyle devam ederse gücümü kaybedeceğim.” diye cevap vermiş. Tavşan elindeki yiyeceklere bakmış. Bunlar, kendi akşam yemeği için topladığı son yiyeceklermiş. Bir an durmuş, sonra gülümseyerek havuçların yarısını ayıya uzatmış. “Az olabilir ama birlikte yersek ikimize de yeter. Paylaşılan lokma, yalnız yenenden daha bereketlidir.” demiş.
Ayı önce şaşkınlıkla tavşana bakmış. “Sen de acıkırsın. Neden yiyeceklerini benimle paylaşıyorsun?” diye sormuş. Tavşan içtenlikle gülümsemiş. “Bugün size yardım ederim, yarın belki bana başka biri yardım eder. İyilik paylaşıldıkça büyür.” demiş. Ayı teşekkür ederek uzatılan yiyecekleri kabul etmiş. Küçük bir öğün olmasına rağmen karnı biraz olsun doymuş, yüzüne yeniden umut gelmiş.
Ertesi sabah ayı erkenden uyanmış. Gücünü biraz toparlayınca ormanın daha uzak köşelerine doğru yürümüş. Bu kez şansı dönmüş. İçi bal dolu büyük bir kovan bulmuş, ardından olgunlaşmış böğürtlenlerle dolu çalılara rastlamış. Karnını doyurduktan sonra tavşanın dün yaptığı iyiliği hatırlamış. “Bana yardım eden iyiliği unutursam kalbim eksik kalır.” diyerek topladığı balın ve meyvelerin bir kısmını dikkatle hazırlamış.
Öğleden sonra tavşanın yuvasına gitmiş. Tavşan onu görünce sevinçle karşılamış. Ayı hazırladığı yiyecekleri uzatarak, “Dünkü cömertliğini unutmadım. Sen bana zor zamanımda destek oldun. Şimdi sıra bende.” demiş. Tavşan teşekkür etmiş ama en çok ayının bu düşünceli davranışına sevinmiş. Birlikte bal ve meyveleri paylaşarak güzel bir sofraya oturmuşlar. Sohbet ederken çevredeki sincaplar, kirpiler ve kuşlar da onları izlemiş. Hepsi paylaşmanın mutluluk getirdiğini kendi gözleriyle görmüş.
O günden sonra ormanda güzel bir gelenek başlamış. Kimin elinde fazla yiyecek varsa ihtiyacı olanla paylaşırmış. Bir hayvan hastalandığında diğerleri ona yardım eder, biri zor durumda kaldığında kimse onu yalnız bırakmazmış. Böylece ormanda yalnızca karınlar değil, kalpler de doyardı. Paylaşılan her lokma dostluğu güçlendiriyor, yapılan her iyilik yeni iyiliklerin kapısını aralıyormuş.
İşte bu yüzden büyükler çocuklara hep şu sözü söylerlermiş: “Gerçek zenginlik, sahip olduklarını yalnızca kendin için saklamakta değil, ihtiyaç duyanlarla paylaşabilmektedir. Empati ve cömertlik, en güçlü dostlukların temelidir.” O günden sonra ormanda yaşayan herkes, küçük bir iyiliğin bile kocaman mutluluklara dönüşebileceğini hiç unutmamış.