Dans Eden Penguen Masalı
Bir varmış, bir yokmuş… Uzak diyarlarda, bembeyaz karlarla kaplı, buzulların gökyüzüyle buluştuğu soğuk bir ülkede büyük bir penguen kolonisi yaşarmış. Bu kolonideki bütün penguenler günlerini balık avlayarak, buzların üzerinde kayarak ve aileleriyle vakit geçirerek geçirirmiş. Her penguenin kendine göre bir yeteneği varmış. Kimi hızlı yüzermiş, kimi en uzun dalışı yaparmış, kimi de yavrulara yol göstermeyi çok iyi bilirmiş. Fakat bu penguenlerin arasında Pati adında, diğerlerinden biraz farklı bir penguen yaşarmış.
Pati’nin en sevdiği şey dans etmekmiş. Hafif bir rüzgâr estiğinde ya da buzların üzerine damlayan su damlalarının çıkardığı ritmi duyduğunda kanatlarını iki yana açar, ayaklarını hızla hareket ettirir ve neşeyle dönmeye başlarmış. O dans ettikçe yüzündeki mutluluk herkese yansırmış. Ancak diğer penguenler bu durumu pek anlayamazmış.
Bir gün genç penguenlerden biri, “Penguen dans eder mi hiç? Sen balık tutmayı düşün.” demiş. Başka biri de gülerek, “Dans ederek karnını doyuramazsın.” diye eklemiş. Bu sözleri duyan Pati üzülmüş ama kimseye karşılık vermemiş. İçinden, “Belki de gerçekten gereksiz bir şey yapıyorum.” diye düşünmüş. O günden sonra eskisi kadar dans etmemeye başlamış.
Aradan birkaç gün geçmiş. Kolonideki yaşlı penguenlerden Akkanat, Pati’nin sessizleştiğini fark etmiş. Yanına giderek, “Neden artık dans etmiyorsun?” diye sormuş. Pati başını eğerek, “Arkadaşlarım dans etmenin boş bir uğraş olduğunu söylüyor. Belki de haklılardır.” demiş. Akkanat gülümseyerek, “Her yetenek, doğru zamanda değerini gösterir. Kendin olmaktan vazgeçme.” diye cevap vermiş.
Pati bu sözleri uzun süre düşünmüş. Yine de arkadaşlarının alay etmesinden çekindiği için dansını yalnızca kimsenin olmadığı saatlerde yapmaya başlamış. Ay ışığı buzların üzerine vururken sessizce dönüyor, zıplıyor ve kalbinin ritmini dinliyormuş. Dans ettikçe yeniden mutlu hissediyormuş.
Bir sabah gökyüzü ansızın gri bulutlarla kaplanmış. Güçlü bir tipi başlamış. Rüzgâr öylesine sert esiyormuş ki küçük penguenler yönlerini bulmakta zorlanıyormuş. Kar taneleri gözlerini kapatıyor, herkes birbirinden uzaklaşıyormuş. Koloni büyük bir telaşa kapılmış.
Tam o sırada Pati’nin aklına bir fikir gelmiş. Karların üzerinde büyük daireler çizerek dans etmeye başlamış. Kanatlarını havaya kaldırıyor, ayaklarını güçlü bir ritimle yere vuruyor ve sürekli aynı hareketleri tekrar ediyormuş. Beyaz karların üzerinde oluşan izler uzaktan bile kolayca fark ediliyormuş.
Küçük penguenlerden biri, “Pati burada! Onu takip edelim!” diye seslenmiş. Diğerleri de dans eden pengueni izleyerek güvenli bölgeye doğru ilerlemeye başlamış. Pati, hareketlerini hiç durdurmadan herkesi koloninin bulunduğu güvenli buz kütlesine ulaştırmış. Son penguen de yerine vardığında tipi yavaş yavaş dinmiş.
Herkes derin bir nefes almış. Az önce Pati’yle alay eden penguenler utançla onun yanına gelmiş. İçlerinden biri, “Seni yanlış anlamışız. Dansın sadece eğlence değilmiş.” demiş. Bir diğeri ise, “Bugün hepimizi sen kurtardın.” diye eklemiş.
Pati gülümseyerek, “Ben sadece yapmayı en çok sevdiğim şeyi yaptım.” demiş. Yaşlı Akkanat da çevresindekilere dönüp, “Bir yeteneği küçük görmek yerine, onun hangi iyiliğe vesile olacağını düşünmek gerekir.” demiş.
O günden sonra kolonide kimse Pati’nin dansıyla alay etmemiş. Hatta akşamları balık avından dönen penguenler buzların üzerinde toplanır, Pati’nin öğrettiği neşeli adımları birlikte yaparlarmış. Dans etmek, yalnızca eğlenmek için değil, birlik olmanın ve birbirlerine moral vermenin de güzel bir yolu olmuş. Küçük penguenler de herkesin farklı bir yeteneğe sahip olduğunu öğrenmiş. Kimi hızlı yüzüyor, kimi güzel şarkılar söylüyor, kimi de dans ederek umut ve cesaret dağıtıyormuş.
Pati ise her dans ettiğinde arkadaşlarına gülümsemeyi unutmuyormuş. Çünkü gerçek mutluluğun, insanın ya da bir penguenin kendi yeteneğini iyilik için kullanmasıyla çoğaldığını biliyormuş.
O günden sonra buzulların üzerinde yalnızca rüzgârın sesi değil, penguenlerin neşeli kahkahaları ve dans eden ayaklarının ritmi de duyulur olmuş.