Gece Yıldızları Toplayan Porsuk
Gecenin en derin, en lacivert vaktinde, gökyüzünün incileri olan yıldızlar yeryüzüne göz kırpıp dururken, fısıldayan ağaçların altında bambaşka bir telaş başlardı. Burası, ormanın en sessiz ve huzurlu köşesi olan Gölgeli Kovuk’tu. Gündüzleri kuş cıvıltılarıyla şenlenen bu vadi, güneş battıktan sonra yerini cırcır böceklerinin ninniyi andıran ritmik şarkılarına bırakırdı. Herkes yuvasına çekilir, rüyalar alemine dalardı. Ancak sekiz yaşındaki küçük porsuk Barnaby için gün yeni başlıyordu.Barnaby, burnunun ucunda bembeyaz bir çizgisi olan, gümüş gri tüyleriyle gecenin karanlığında bile kolayca seçilebilen, meraklı bir porsuk çocuktu. Onu diğer porsuklardan ayıran en büyük özelliği, geceleri herkes uyurken gözlerini gökyüzüne dikip saatlerce yıldızları izlemesiydi. Diğer porsuklar toprağı kazıp lezzetli kökler aramaktan hoşlanırken, Barnaby’nin kalbi gökyüzünün derinliklerindeki o parıltılı gizemler için atardı. En büyük hayali ise bir gün gökyüzünden kayan bir yıldıza dokunabilmek ve onun sıcacık ışığını ellerinde hissetmekti.
Gökyüzünün Sönen Işıkları ve Büyük Endişe
Barnaby, her gece Yalnız Kaya’nın üzerine çıkar, meşe yapraklarından yaptığı küçük defterine yıldızların yerlerini tek tek kaydederdi. Ancak son birkaç gündür gökyüzünde garip bir şeyler oluyordu. Takımyıldızların en parlak olanları, sanki birer birer pillerini kaybeden fenerler gibi solmaya başlamıştı. Kutup Yıldızı her zamankinden daha sönüktü, Büyük Ayı’nın kuyruğundaki parıltı neredeyse tamamen kaybolmuştu."Eğer yıldızlar sönerse," diye düşündü Barnaby endişeyle, "ormanın geceleri zifiri karanlık olacak. Gece uçan baykuşlar yollarını kaybedecek, pervaneler nereye uçacağını bilemeyecek ve en önemlisi gecenin o sihirli masalı sonsuza kadar bitecek."
Barnaby sırt çantasını aldı. İçine en sevdiği pürüzsüz cam kavanozları, gece parlayan mantar tozlarını ve dedesinden kalma pirinç kancalı uzun ipini koydu. Yıldızların neden söndüğünü anlamak için ormanın en yüksek noktasına, gökyüzüne en yakın yer olan Bulutlu Zirve’ye doğru yola çıktı.
Gökyüzü Bahçıvanı Orion ile Karşılaşma
Barnaby, ağaç köklerine basarak saatlerce yukarıya doğru tırmandı. Zirveye ulaştığında hava o kadar temiz ve berraktı ki, sanki elini uzatsa gökyüzünün mavi tülüne dokunabilecekti. Tam zirvede, devasa bir çam ağacının tepesinde, bulutlardan örülmüş bir merdivenin basamağında oturan garip bir yaratık gördü.Bu yaratık, baştan aşağı gökyüzü tozundan yapılmış gibi parıldayan, saçları kuyruklu yıldızların kuyrukları gibi dalgalanan sevimli bir çocuktu. Elinde gümüşten bir süzgeç ve uzun bir fırça tutuyordu. Sürekli iç çekiyor, gözlerinden süzülen parıltılı yaşları gökyüzünün boşluğuna bırakıyordu.
"Merhaba?" dedi Barnaby, çam ağacının altından yukarıya doğru seslenerek.
Gümüş saçlı çocuk şaşkınlıkla aşağıya baktı. "Ah, bir yeryüzü canlısı! Bu saatte burada ne arıyorsun?" dedi sesi bir arpın tellerinden çıkan tınılar gibi yumuşacık bir şekilde yankılanarak.
"Ben Barnaby," dedi küçük porsuk. "Yıldızların söndüğünü fark ettim ve yardım etmek için geldim. Sen kimsin?"
"Ben Orion," dedi hüzünlü çocuk, bulut merdiveninden aşağıya doğru süzülerek. "Ben gökyüzünün yıldız bahçıvanıyım. Görevim, her gece yıldızların üzerindeki uzay tozlarını temizlemek ve onların parlamasını sağlamaktır. Ama dün gece çok büyük bir kozmik fırtına koptu. Fırtınanın getirdiği kara bulutlar ve yapışkan uzay isleri yıldızların üzerini tamamen kapladı. Onları gümüş süzgecimle temizlemeye çalışıyorum ama boyum o kadar kısa ki en parlak takımyıldızlara bir türlü ulaşamıyorum. Eğer bu gece o isleri temizleyemezsek, yıldızlar tamamen küsecek ve bir daha asla uyanmayacaklar!"
Yıldızları Kurtarma Operasyonu
Barnaby hemen sırt çantasını açtı ve dedesinin pirinç kancalı ipini çıkardı. "Merak etme Orion," dedi Barnaby gözleri kararlılıkla parlayarak. "Biz porsuklar toprağın altında tüneller kazarken tırmanmayı ve yüksek yerlerde dengede kalmayı çok iyi öğreniriz. Sen bana yönü göster, ben o yıldızlara ulaşmanın bir yolunu bulacağım."Orion neşeyle gülümsedi. Barnaby, ipinin kancasını en yakın, sertleşmiş bir bulut parçasının kenarına fırlattı. Kanca buluta sımsıkı tutundu. Küçük porsuk, ipin üzerine tırmanarak gökyüzünün o parıltılı tülünün içine doğru yükselmeye başladı.
İlk durakları Büyük Ayı takımyıldızıydı. Yaklaştıklarında, yıldızların üzerinin gerçekten de kömür karası, yapışkan bir isle kaplandığını gördüler. Yıldızlar acı içinde hafifçe titriyordu.
"Orion, şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu Barnaby, bir bulutun üzerinde dengede durmaya çalışarak.
"Cebindeki gece parlayan mantar tozunu gümüş fırçama dök," dedi Orion. "O toz, uzay isini çözen dünyadaki tek sihirli maddedir."
Barnaby hemen tozu çıkardı ve fırçanın üzerine serpti. Orion fırçayı Barnaby’ye uzattı. Barnaby, tüm gücüyle en yakındaki yıldızın üzerini silmeye başladı. İlk fırça darbesiyle birlikte, o simsiyah yapışkan katman bir anda eridi ve altından göz kamaştırıcı, elmas gibi parıldayan mavi bir ışık fışkırdı! Yıldız rahat bir nefes alır gibi parıldadı.
Kutup Yıldızı'nın Son Saniyeleri
İkili, büyük bir uyum içinde çalışarak gökyüzündeki onlarca yıldızı tek tek temizledi. Barnaby ipe tırmanıyor, buluttan buluta zıplıyor, Orion ise gümüş süzgeciyle etrafa saçılan isleri topluyordu. Gökyüzü yavaş yavaş o eski, görkemli parlaklığına kavuşuyordu.Ancak en büyük tehlike hala geçmemişti. Gecenin en önemli rehberi olan Kutup Yıldızı, gökyüzünün en yüksek noktasında, simsiyah bir sis bulutunun içinde tamamen kaybolmak üzereydi. Eğer o sönerse, tüm temizlik boşa gidecekti. Üstelik dünyada şafak sökmek üzereydi; ufuk çizgisi hafifçe kızıla boyanmaya başlamıştı. Zamanları daralıyordu.
"Barnaby, Kutup Yıldızı'na yetişemeyiz! Çok yüksekte ve benim bulut merdivenim oraya kadar uzanmıyor!" diye bağırdı Orion telaşla.
Barnaby sırt çantasındaki son cam kavanozu çıkardı. Bu kavanozun içinde, ormandaki en parlak ateş böceklerinin Barnaby’ye hediye ettiği saf bir ışık özü vardı. "Orion!" diye bağırdı Barnaby. "Beni tüm gücünle yukarıya, o fırtına bulutunun merkezine doğru fırlatabilir misin?"
Orion tereddüt etti ama porsuğun gözlerindeki cesareti görünce rüzgardan yapılmış kanatlarını açtı. Barnaby’yi ellerinin üzerine aldı, derin bir nefes aldı ve tüm gücüyle gökyüzünün en tepesine doğru fırlattı.
Barnaby havada bir ok gibi yükseldi. Tam Kutup Yıldızı'nın yanından geçerken, elindeki cam kavanozu açtı ve içindeki ateş böceği ışığını yıldızın üzerindeki o yoğun kara sisin üzerine doğru savurdu. Saf yeryüzü ışığı, uzay isiyle temas ettiği an devasa bir parıltı patlaması yaşandı! Kara bulutlar bir anda un ufak oldu ve Kutup Yıldızı, hayatında hiç olmadığı kadar güçlü, parlak ve muhteşem bir beyaz ışıkla tüm yeryüzünü aydınlattı.
Barnaby yer çekiminin etkisiyle aşağıya doğru düşerken, Orion hızla uçtu ve küçük porsuğu pofuduk bir bulut minderinin üzerinde yakaladı. İkisi de nefes nefese gökyüzüne baktılar. Tüm yıldızlar pırıl pırıl parlıyor, sanki onlara teşekkür etmek için hep bir ağızdan kırpışıyorlardı.
"Başardık Barnaby," dedi Orion minnetle, küçük porsuğun alnına gökyüzü tozundan küçük bir yıldız nişanı koyarak. "Sen yeryüzünün ilk ve tek yıldız kurtarıcısısın."
Güneş ilk ışıklarını dağların arkasından göstermeye başladığında, Barnaby bulut merdiveninden aşağıya, kendi yuvasına doğru indi. Yatağına girip gözlerini kapatmadan önce pencereden son kez dışarı baktı. Kutup Yıldızı ona doğru özel bir ışık süzmesi gönderir gibi parıldadı.
Barnaby gülümsedi ve gözlerini huzurla kapattı. Artık biliyordu ki, ne zaman geceleri kafasını yukarı kaldırsa, yukarıda onu bekleyen gümüş saçlı bir dostu vardı ve dünyadaki en küçük canlının bile gökyüzündeki en büyük karanlığı aydınlatabilecek kadar büyük bir güce sahip olduğunu çok iyi anlamıştı.