Gece Lambasının Söndüğü Yerde Başlayan Yolculuk
Dünya, gece olduğunda ve odaların ışıkları tek tek söndüğünde, yetişkinler için sadece sessiz bir uyku vaktidir. Ancak çocuklar için o karanlık perde, gündüzleri saklanan sihirli dünyaların kapılarını aralayan gizemli bir anahtardır. Rüyalar Kasabası’nın en neşeli sokaklarından birinde yaşayan sekiz yaşındaki küçük kız çocuk Gece, adının aksine karanlıktan biraz ürken bir çocuktu. Kıvırcık sarı saçları, her zaman uykulu bakan iri yeşil gözleri ve elinden hiç düşürmediği pofuduk tavşanı pırpır ile her gece aynı ritüeli yaşardı. Yatağına girer, yorganı burnuna kadar çeker ve masasındaki o meşhur, deniz feneri şeklindeki pembe gece lambasının düğmesine basardı. O lamba yandığı sürece odadaki gölgeler canavara dönüşemez, Gece kendini güvende hissederdi.Ancak bir sonbahar gecesi, dışarıda rüzgâr dalları tıkır tıkır pencerelere vururken, çok garip bir şey oldu. Kulenin büyük saati tam gece yarısını, yani on ikiyi vurduğunda, Gece'nin lambası hafifçe cızırdayarak göz kırptı. Pembe ışık bir anlığına maviye, sonra mora döndü ve en sonunda derin bir "püff" sesiyle tamamen söndü. Oda bir anda zifiri karanlığa bürünmüştü. Gece korkuyla yorganın altına saklanmak üzereydi ki, sönen lambanın içinden dışarıya, odanın zeminine doğru akan parıltılı, yıldız tozundan bir ışık yolu gördü. Işık, lambanın tam altındaki halının üzerinde küçük, parlayan mavi bir kapıya dönüşmüştü.
Işık Yolundan Aşağıya Süzülüş
Gece, pofuduk tavşanı Pırpır’ı kolunun altına aldı, derin bir nefes aldı ve merakına yenik düşerek kapıya doğru yaklaştı. Kapının üzerinde minik altın harflerle şöyle yazıyordu: “Işığını Kaybedenler Diyarı - Gece Lambalarının Söndüğü Yer.” Gece, kapının minik pirinç kulbunu çevirdi. Kapı açılır açılmaz, Gece kendini aşağıya doğru dik bir uçuruma düşerken değil, sanki görünmez ve yumuşacık bir sabun köpüğünün üzerinde aşağıya doğru süzülürken buldu.Aşağıya indiğinde gördüğü manzara karşısında Gece’nin korkusu bir anda büyüleyici bir şaşkınlığa dönüştü. Burası, gökyüzünün lacivert kadifeden yapıldığı, yerdeki toprak yerine pürüzsüz siyah elmas tozlarının serili olduğu uçsuz bucaksız bir ülkeydi. Etraftaki ağaçlar devasa abajurlardan oluşmuştu ve yaprakları yerine rengarenk ampuller asılıydı. Ancak bu ampullerin neredeyse hiçbirinin ışığı yanmıyor, hepsi solgun bir gri renkle donmuş gibi duruyordu.
"Ah, bir yeryüzü çocuğu!" diye bir ses yükseldi hemen arkasındaki neon renkli bir çalılığın içinden.
Gece arkasına döndüğünde, hayatında gördüğü en sevimli ama en telaşlı yaratıkla karşılaştı. Karşısındaki yaratık, parıl parıl parlayan sarı bir ışık yumağı gibiydi. Kafasında eski bir sokak lambasının şapkası vardı, ayakları ise minik birer floresan tüpünü andırıyordu. Gözleri sürekli yanıp sönen iki parlak kıvılcımdı.
"Sen de kimsin?" diye sordu Gece, Pırpır'ı daha sıkı tutarak.
"Ben Lümen!" dedi küçük ışık yaratığı, heyecanla havada zıplayarak. "Ben bu diyarın Enerji Muhafızıyım. Ve senin o güzel deniz feneri lambanın neden söndüğünü çok iyi biliyorum. Onu, karanlığın arkasında yaşayan ve çocukların rüyalarını çalmayı çok seven 'Gölge Kralı Umbra' aldı! Umbra, dünyadaki tüm gece lambalarının içindeki o saf, korkusuz çocuk ışıklarını çalıyor ki kendi şatosunu büyütebilsin. Eğer o lambaların ışığını bu gece geri alamazsak, dünyadaki hiçbir çocuk bir daha huzurlu bir rüya göremeyecek ve geceler sonsuza kadar karanlık kalacak!"
Karanlık Şatoya Doğru Tehlikeli Yolculuk
Gece, Lümen’in bu uyarısı karşısında içindeki o küçük korkuyu bir kenara fırlattı. Korkmak, sadece karanlığı beslerdi; bunu babası ona her zaman söylerdi. "Lambamı ve dünyadaki tüm çocukların ışığını geri alacağız Lümen," dedi kararlılıkla. "Bana yolu göster."İkili, sönmüş abajur ağaçlarının arasından geçerek vadinin en derin, en loş noktasında yükselen "Kara Kristal Şato"ya doğru yürümeye başladılar. Yol boyunca Gece, dünyada insanların sönen eski fenerlerini, biten pillerini ve hatta kırılan floresan lambalarının ruhlarını gördü. Hepsi birer gölge gibi yerde oturmuş, yeryüzünden gelecek bir enerji kıvılcımını bekliyorlardı.
Şatonun kapısına geldiklerinde, kapıda iki devasa gölge canavarı nöbet tutuyordu. Bu canavarlar, çocukların geceleri duvarda gördüğü ve korktuğu yaramaz el gölgelerine benziyordu; bir kurda, bir ata dönüşüp duruyorlardı.
"Lümen," dedi Gece fısıldayarak. "Gölgeler neden korkar?"
"Işıktan!" dedi Lümen çaresizce. "Ama benim enerjim o kadar azaldı ki, onlara sadece bir mum kadar ışık verebilirim. Bu onları yok etmeye yetmez."
Gece gülümsedi. "Işık sadece ampullerden çıkmaz Lümen. Cebindeki o şeyi kullanacağız." Gece, sırt çantasından her zaman yanında taşıdığı parıltılı, yansıtıcı yüzeyli ilk yardım folyosunu ve parlak aynasını çıkardı. Lümen’in o minik mum ışığını aldı, aynanın tam ortasına odakladı. Işık, aynadan yansıyıp folyonun parıltılı yüzeyine çarptığı an, muazzam bir projeksiyon etkisi yaratarak devasa, göz kamaştırıcı bir ışık süzmesine dönüştü!
Gece, bu parlak ışık sütununu kapıdaki gölge nöbetçilerinin üzerine doğru tuttu. Gölgeler, bu saf ve parlak ışıkla karşılaşınca acı içinde "Ayyy, çok parlak!" diye bağırarak saniyeler içinde duvarın arkasına kaçıp gözden kayboldular. Kapı açılmıştı!
Gölge Kralı Umbra ve Işık Kristali
Şatonun büyük salonuna girdiklerinde, salonun ortasında devasa, şeffaf bir fanusun içinde, dünyadaki milyonlarca çocuğun gece lambasından çalınmış o renkli, saf ışık enerjilerinin bir yumak gibi döndüğünü gördü. Fanusun başında ise baştan aşağı simsiyah pelerinlere bürünmüş, yüzü olmayan ama gözleri mor kıvılcımlarla parıldayan Gölge Kralı Umbra oturuyordu."Hahaha!" diye güldü Umbra, sesi şatonun duvarlarında yankılanarak. "Küçük bir kız çocuğu buraya kadar gelip bana meydan okuyabileceğini mi sandı? Bu ışıklar artık bana ait! Karanlık dünyayı ele geçirecek!"
Gece, Umbra’nın o korkutucu sesine rağmen bir adım bile geri atmadı. "Umbra!" diye bağırdı Gece. "Sen bu ışıkları çalabilirsin ama çocukların içindeki o cesaret ışığını asla söndüremezsin. Biz karanlıktan korkmuyoruz, biz sadece uyurken odamızın güzel görünmesini seviyoruz!"
Gece, elindeki aynayı ve folyoyu bu kez doğrudan devasa şeffaf fanusa doğru tuttu. Lümen’e seslendi: "Lümen! İçindeki son enerji kırıntısını bu aynaya üfle!"
Lümen tüm gücüyle bağırdı ve içindeki o son parlak kıvılcımı aynanın merkezine fırlattı. Gece’nin içindeki o saf, korkusuz çocuk cesaretiyle birleşen ışık, aynadan fırlayarak devasa bir lazer dalgası gibi şeffaf fanusa çarptı.
"ŞAAAK... GÜÜÜÜÜÜÜM!"
Fanus büyük bir gürültüyle paramparça oldu. İçinde sıkışmış olan milyonlarca renkli gece lambası ışığı, bir anda serbest kalarak şatonun içine yayıldı. Pembe, mavi, yeşil, sarı parıltılar Umbra'nın o simsiyah pelerinine çarptı. Gölge Kralı, ışığın bu muazzam şifalı gücü karşısında eriyen bir buz parçası gibi yavaş yavaş küçüldü, küçüldü ve sonunda masanın altındaki küçük zararsız bir toz gölgesine dönüşerek ortadan kayboldu.
Dünyanın Yeniden Aydınlanışı
Serbest kalan tüm ışıklar, büyük bir senfoni eşliğinde ait oldukları çocukların evlerine doğru gökyüzüne fırladılar. Gece’nin o pembe deniz feneri lambasının ışığı da uçar gibi gelerek Gece’nin avucunun içine kondu. Lamba eskisinden çok daha parlak ve sıcaktı."Başardın Gece!" dedi Lümen minnetle, küçük kızın elini sıkarak. Lümen artık devasa, parıl parıl parlayan altın sarısı bir güneş gibi ışık saçıyordu etrafına. "Dünyadaki tüm çocukların rüyalarını kurtardın."
Gece, yeni dostuna veda ederek o mavi parıltılı kapıdan yukarıya doğru tırmandı. Halının üzerindeki geçit yavaşça kapandı.
Gece gözlerini açtığında, odasındaki o pembe deniz feneri gece lambasının yeniden yandığını, odayı sıcacık, huzurlu bir pembe ışıkla doldurduğunu gördü. Dışarıdaki rüzgâr artık korkutucu gelmiyordu; sanki Lümen’in ona söylediği bir ninni gibiydi. Gece, pofuduk tavşanı Pırpır’a sarıldı, lambasının o sıcak ışığına bakarak gülümsedi ve hayatının en güzel, en renkli rüyasını görmek üzere gözlerini huzurla kapattı. Çünkü o artık çok iyi biliyordu ki, karanlık ne kadar büyük olursa olsun, kalpte taşınan küçük bir cesaret kıvılcımı tüm dünyayı aydınlatmaya yeterdi.