Ü
Üye silindi 81
Guest


Külkedisi’nin Hikâyesi**
Bir zamanlar uzak diyarlarda, küçük bir kasabada yaşayan iyi kalpli bir kız vardı. Onun adı Ela idi ama herkes ona “Külkedisi” derdi. Çünkü evin işlerini yapmak zorunda kaldığından, elleri sürekli külden, yüzü ise soba karasından kirlenirdi. Oysa Ela’nın kalbi, gökyüzünde parlayan yıldızlar kadar temizdi. Ela’nın annesi yıllar önce vefat etmişti. Babası yeniden evlenmiş, yeni annesi ve iki üvey kız kardeşiyle birlikte yaşamaya başlamışlardı. Başlangıçta her şey normal görünüyordu, ama kısa süre sonra üvey anne gerçek yüzünü gösterdi. Kendi kızlarını prensesler gibi yetiştirirken, Ela’yı hizmetçi gibi görmeye başlamıştı. Evin tüm işleri Ela’ya bırakılmıştı: Yerleri süpürmek, odaları temizlemek, çamaşırları yıkamak, yemek hazırlamak, hatta üvey kardeşlerinin kıyafetlerini ütülemek… Bazen gün boyu çalıştığı için ayakları şişer, elleri nasır tutardı. Buna rağmen üvey annesi onun yaptığı hiçbir işten memnun olmaz, sürekli azarlar dururdu. Üvey kardeşleri ise annelerinin izinden giderek Ela’yı küçümserdi. Ona eski püskü kıyafetler verir, saçlarını darmadağın eder, hatta bazen yemek yemesine bile izin vermezlerdi. Buna rağmen Ela hiç şikâyet etmezdi. Çünkü o, annesinden kalan bir öğüdü hiç unutmuyordu: > “Ne olursa olsun kızım, kalbin temiz kalsın. İyilik yapan, iyilik bulur.” Ela her sabah bu sözleri hatırlayarak güne başlardı. Ne kadar zor olursa olsun, kalbinde umut ışığını söndürmezdi. --- ### **
Büyük Duyuru** Bir gün ülkenin dört bir yanına krallıktan haberler gönderildi. Saraydan gelen bu mektupta, prensin evlenme çağına geldiği yazıyordu. Prens, hayatının aşkını bulmak için görkemli bir balo düzenleyecekti. Krallığın tüm genç kızları davet edilmişti. Bu haber kasabada büyük bir heyecan yarattı. Ela’nın üvey kardeşleri günlerce hazırlık yaptı. Elbiseler diktirdiler, saç aksesuarları satın aldılar, aynanın karşısında saatlerce süslenip pratik yaptılar. Üvey anne de onlara yardımcı olurken, Ela’ya tek bir güzel söz bile söylemedi. Ela içten içe baloya gitmeyi çok istiyordu. Bir gece boyunca hayaller kurdu: Işıl ışıl bir salonda dans etmek, prensi görmek, bir anlığına bile olsa özgürce nefes almak… Ama sonra üvey annesi ona dönüp alaycı bir sesle şöyle dedi: — Sen mi baloya gideceksin? Şu üstündeki paçavralarla mı? Hem işlerini kim yapacak?
Hayır, sen evde kalacaksın! O an Ela’nın kalbi kırıldı. Ama yine de ağlamadı, çünkü alışmıştı. O gece üvey kardeşleri baloya gitmek için hazırlanırken, Ela onlara yardım etti. Elbiselerini giydirdi, saçlarını ördü, ayakkabılarını getirdi. Sonunda arabaya binip saraya gittiler. Evde tek başına kalan Ela ise sobanın yanında oturdu, gözyaşlarını sessizce silmeye çalıştı. --- ### Mucize Başlıyor Tam o sırada pencereden hafif bir ışık süzüldü. Ela başını kaldırdığında, karşısında yaşlı ama çok sevimli bir kadın gördü. Kadının elinde parlayan bir asa vardı. — Ağlama güzel kız, dedi kadın. Ben senin peri annenim. İyiliğin ve sabrın beni buraya getirdi. Sen de bu baloya gideceksin. Ela önce inanamadı. Ama peri annesi asasını sallayınca odada mucizeler gerçekleşmeye başladı.
Bahçedeki kabağın üzerine sihirli tozlar serpildi ve birden dev bir faytona dönüştü. Yan taraftaki fareler zarif atlara, kuşlar ise faytonun süslü hizmetkârlarına dönüştü. Sonra sıra Ela’ya geldi. Üzerindeki eski kıyafetler, göz alıcı bir balo elbisesine dönüştü. Elbise gökyüzündeki ay ışığı gibi parlıyor, incecik kumaşı her adımda ışıldıyordu. Peri annesi son olarak kristalden yapılmış iki zarif ayakkabı çıkardı. — Bu gece unutulmaz olacak, dedi. Ama sakın aklından çıkarma: Büyüm yalnızca gece yarısına kadar sürecek. Saat on iki olduğunda her şey eski haline dönecek. Ela sevinçle teşekkür etti ve faytona bindi. Hayali gerçek olmuştu: O da baloya gidiyordu! --- ### **
Balo Gecesi** Sarayın kapıları görkemle açıldığında, içerideki herkes başlarını çevirdi. Işıl ışıl elbisesiyle gelen Ela, sanki gökyüzünden inmiş bir yıldız gibiydi. Kimse onun kim olduğunu bilmiyordu. Hatta üvey annesi ve kardeşleri bile Ela’yı tanıyamadı. Prens onu gördüğü anda büyülendi. Kalabalığın içinden geçerek Ela’nın yanına geldi. Ona elini uzattı ve şöyle dedi: — Güzel hanım, benimle dans eder misiniz? Ela utangaç bir gülümsemeyle başını salladı. Müzik çalmaya başladığında ikisi dans pistinin ortasına çıktı. Tüm gözler onların üzerindeydi. Prens ile Ela öylesine uyumlu dans ediyorlardı ki, sanki yıllardır birbirlerini tanıyorlardı. Gece boyunca sadece birbirleriyle konuştular, kahkahalar attılar, dans ettiler. Prens, Ela’nın güzelliğinden çok onun içtenliği ve iyiliğine hayran kaldı. Ela ise hayatında ilk kez bu kadar değerli hissediyordu. Ama zaman hızla ilerliyordu.

Sarayın büyük saati on ikiyi vurmaya yaklaşınca Ela birden paniğe kapıldı. Peri annesinin sözlerini hatırladı. Prense veda bile edemeden koşarak salondan çıktı. Merdivenlerden inerken ayağındaki kristal ayakkabılardan biri düştü. Ama durup alamadı, çünkü zaman dolmak üzereydi. Sarayın kapısından çıkar çıkmaz büyü bozuldu. Fayton yeniden kabağa, atlar fareye, elbise de eski püskü kıyafetlere dönüştü. Ela hızlıca evine koştu, kalbi heyecandan hâlâ çarpıyordu. --- ### Kristal Ayakkabı Ertesi gün krallıkta büyük bir haber yayıldı. Prens, baloda tanıştığı gizemli genç kızı bulmak istiyordu. Tek ipucu ise merdivende kalan kristal ayakkabıydı. Prens, o ayakkabının sahibini bulmak için saray görevlilerini tüm ülkeye gönderdi. Üvey anne bu haberi duyduğunda hemen planlar yaptı. Kızlarının prense layık olduğunu düşündü. Görevliler kapıya geldiğinde önce büyük kız ayakkabıyı denedi ama ayakları sığmadı. Sonra küçük kız denedi, o da olmadı. Sonunda görevli Ela’yı gördü. Üvey anne araya girmeye çalıştı: — O olmaz, o sadece hizmetçimiz! Ama görevli, kralın emriyle hareket ediyordu. Ayakkabıyı Ela’nın ayağına uzattı. Ela nazikçe ayağını uzattığında kristal ayakkabı tam olarak oturdu. Üstelik diğer ayakkabıyı da cebinden çıkarıp giydi. O anda herkes şaşkınlık içinde kaldı. Üvey kardeşler donakaldı, üvey anne ise sinirden yüzü kızardı. Görevli hemen saraya haber gönderdi. Prens büyük bir sevinçle Ela’nın yanına geldi. — İşte seni buldum, dedi. Benim kalbim seni seçti. Ela gözyaşları içinde gülümsedi. O an yaşadığı mutluluk tarif edilemezdi. --- ### Mutlu Son Kısa süre sonra sarayda görkemli bir düğün yapıldı. Ela, prense değil sadece sarayın kraliçesi olmaya değil, aynı zamanda özgürlüğüne kavuşmuş olmaya da sevinç duyuyordu. Üvey annesi ve kardeşleri ise yaptıkları kötülüklerin karşılığını gördüler. Ela ise annesinin öğüdünü asla unutmadı: Kalbinde daima iyilik taşıdı. Yıllar boyunca ülkesine adaletle hizmet etti, insanlara yardım etti. Ve herkes onu sadece güzelliğiyle değil, merhametiyle de tanıdı. Böylece Külkedisi’nin hikâyesi dilden dile dolaştı. Masal her çocuğa şunu hatırlattı: **“Ne olursa olsun, iyilik yapan sonunda mutluluğu bulur.”
