Kitap Seven Panda Masalı
Bir varmış, bir yokmuş. Uzak dağların eteklerinde, yemyeşil ağaçlarla çevrili huzurlu bir orman varmış. Bu ormanda her hayvan birbirinden farklı bir işle uğraşır, günlerini neşe içinde geçirirmiş. Kimisi yuvasını onarır, kimisi yiyecek toplar, kimisi de yavrularına yeni şeyler öğretirmiş. Ormanın en sakin köşesinde yaşayan bir panda ise diğerlerinden biraz farklıymış. En büyük mutluluğu, eski yapraklara yazılmış hikâyeleri okumak, yeni bilgiler öğrenmek ve bunları başkalarıyla paylaşmakmış. Bu yüzden ormandaki herkes onu meraklı ve bilgili biri olarak tanırmış.
Panda, her sabah güneş doğmadan uyanır, büyük ağacın kovuğunda sakladığı yaprak tomarlarını tek tek incelermiş. Okudukça dünyayı daha iyi tanıdığını hisseder, öğrendiği her bilgiyi aklında özenle saklarmış. Bir gün sincap yanına gelerek, “Bu kadar çok okuyorsun. Hiç sıkılmıyor musun?” diye sormuş. Panda gülümseyerek, “Hayır. Her yeni hikâye bana yeni bir pencere açıyor. Kitaplar, bilmediğim yerlere gitmeden de birçok şey öğrenmemi sağlıyor.” demiş. Bu sözleri duyan sincap şaşırmış ama yine de okumaya pek ilgi göstermemiş.
Aradan birkaç gün geçmiş. Ormanda uzun süredir kimsenin çözemediği küçük bir sorun ortaya çıkmış. Ormanın içinden geçen dere, büyük bir kayanın yer değiştirmesi yüzünden farklı bir yöne akmaya başlamış. Sular azalınca birçok hayvan susuz kalma korkusuna kapılmış. Tilki, kurt, tavşan ve geyik bir araya gelip çözüm aramışlar ama kimse ne yapacağını bilememiş. O sırada panda sessizce düşünmüş. Günler önce okuduğu eski bir doğa hikâyesinde buna benzer bir olay anlatıldığını hatırlamış.
Panda hemen arkadaşlarının yanına giderek, “Büyük kayayı birlikte hareket ettirmek yerine suya küçük kanallar açmayı deneyebiliriz. Böylece dere eski yatağına yeniden kavuşabilir.” demiş. Bazıları bu fikre inanmakta zorlanmış. Tilki, “Bunu nereden biliyorsun?” diye sormuş. Panda gülümseyerek, “Okuduğum bir hikâyede buna benzer bir çözüm vardı. Denemekten zarar gelmez.” diye cevap vermiş.
Hayvanlar birlikte çalışmaya karar vermişler. Kunduz küçük dalları taşımış, tavşan toprağı eşelemiş, ayı ağır taşları kaldırmış, sincap ise ince dalları yerleştirmiş. Panda da herkesin hangi işi yapacağını dikkatle planlamış. Uzun uğraşlardan sonra açılan küçük kanallar sayesinde su yavaş yavaş eski yatağına dönmeye başlamış. Dere yeniden şırıl şırıl akınca bütün orman sevinçle dolmuş. Herkes birbirini kutlamış, susuz kalan bitkiler yeniden canlanmış.
Bu olaydan sonra birçok hayvan pandanın yalnızca kitap okumadığını, okuduklarını doğru zamanda kullanmayı da bildiğini anlamış. Ertesi gün tavşan utangaç bir gülümsemeyle yanına gelmiş. “Bana da okuyabileceğim bir hikâye verir misin?” diye sormuş. Panda sevinçle başını sallamış. “Elbette. Bilgi paylaşıldıkça çoğalır.” demiş. Kısa süre içinde sincap, geyik, kirpi ve daha birçok hayvan da okumaya ilgi duymaya başlamış. Akşamları büyük ağacın altında toplanıyor, panda onlara okuduğu masalları anlatıyor, ardından birlikte öğrendikleri üzerine konuşuyorlarmış.
Zaman geçtikçe ormanda sadece hikâyeler değil, yeni fikirler de çoğalmış. Hayvanlar karşılaştıkları sorunlarda artık acele karar vermek yerine önce düşünüyor, öğrendiklerini hatırlıyor ve birlikte çözüm arıyorlarmış. Her yeni bilgi, onların hem daha akıllıca davranmalarını hem de birbirlerine daha çok yardım etmelerini sağlıyormuş. Panda ise bunun en büyük mutluluk olduğunu düşünüyormuş. Çünkü gerçek bilginin yalnızca okumakta değil, okuduklarını iyilik için kullanmakta saklı olduğunu biliyormuş.
O günden sonra ormanın en değerli hazinesi ne en büyük ağaç ne de en tatlı meyveler olmuş. En değerli hazine, öğrenme isteği ve paylaşılan bilgi olmuş. Hayvanlar her fırsatta yeni hikâyeler okuyup birbirlerine anlatmışlar. Böylece ormanda hem dostluk güçlenmiş hem de herkes kendini geliştirmiş.
Bu masaldan çıkarılacak ders şudur: Kitaplar insana yeni bilgiler kazandırır; öğrenilen bilgiler ise paylaşılıp doğru zamanda kullanıldığında hem kendimize hem de başkalarına büyük fayda sağlar.