Karar Verememe Nedir? Seçenek Fazlalığı Neden Yorar?
Markette onlarca çeşit makarna arasında kalmak, bir restoranın uzun menüsünde saatlerce düşünmek ya da önemli bir hayat kararını aylarca erteleyip durmak. Karar vermek, hayatımızın en sık yaptığımız işlerinden biri olmasına rağmen bazı insanlar için ciddi bir yük hâline gelir. Seçenekler çoğaldıkça kararın kolaylaşacağını düşünürüz. Oysa psikoloji araştırmaları çoğu zaman tam tersini gösteriyor. Aşağıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır ve psikolojik tanı ya da tedavinin yerine geçmez. Karar verememe günlük yaşamınızı ciddi biçimde etkiliyorsa bir psikologdan destek alabilirsiniz. Konuyla ilgili en çok merak edilen soruları birlikte ele alalım.Karar Verememe Nedir ve Neden Yaşanır?
Kararsızlık, bir seçim yapma ihtiyacıyla karşı karşıya kalındığında net bir tercihe ulaşamama hâlidir. Zaman zaman herkes kararsız kalabilir. Ancak bu durum sürekli, yoğun ve işlevi bozan bir hâl alırsa, kişi için sıkıntı yaratır. Karar verememe, tek başına bir psikiyatrik tanı değildir. Kaygı, mükemmeliyetçilik, depresyon ya da obsesif kompulsif bozukluk gibi bazı durumlarla ilişkili olabilir.Karar vermenin zorluğu, her kararın aynı ağırlıkta olduğunu varsaymaktan da kaynaklanır. Oysa günlük hayatta verdiğimiz yüzlerce karardan yalnızca birkaçı gerçekten önemli sonuçlar doğurur. Hangi kıyafeti giyeceğimiz ya da hangi yemeği seçeceğimiz gibi kararlar için harcanan zihinsel enerji, daha önemli kararlara kalan enerjiyi azaltabilir. Bu yüzden önem derecesine göre karar vermeyi öğrenmek, kararsızlıkla başa çıkmanın ilk adımıdır.
Kararsızlığın arkasında genellikle birkaç etken bulunur:
- Yanlış karar verme korkusu: Kararın geri dönülemez ve çok önemli olduğuna dair inanç.
- Pişmanlık korkusu: Seçilmeyen seçeneğin daha iyi olabileceği düşüncesi.
- Mükemmeliyetçilik: En iyi seçeneği bulma baskısı.
- Onay arayışı: Başkalarının ne düşüneceğinden kaygılanmak.
- Kendi istek ve değerlerini bilmeme: Ne istediğinden emin olmayan kişi karar vermekte zorlanır.
- Bilgi bolluğu: Çok fazla seçenek ve yorum, zihni yorar.
Seçenek Fazlalığı Neden Yorar?
Seçenek çokluğunun insanları yorabileceği fikri, psikolog Sheena Iyengar ve Mark Lepper'ın 2000 yılında yaptığı "reçel deneyi" ile popülerleşti. Araştırmada, alışveriş mağazasında 24 çeşit reçel sunulan tezgâhın daha çok ilgi çektiği ama daha az satış yaptığı, 6 çeşit sunulan tezgâhta ise satın alma oranının daha yüksek olduğu bildirildi. Bu sonuç, "seçim paradoksu" kavramını tartışmaya açtı ve psikolog Barry Schwartz'ın aynı adlı çalışmasıyla geniş kitlelere ulaştı.Bununla birlikte sonraki araştırmalar, seçenek fazlalığının etkisinin her koşulda görülmediğini gösterdi. Yapılan geniş analizler, etkinin bazı durumlarda ortaya çıkarken bazı durumlarda ortaya çıkmadığını bildiriyor. Yani seçenek fazlalığı herkes için ve her zaman sorun yaratmaz. Etki, kararın önemine, kişinin bilgi düzeyine ve seçenekleri karşılaştırma kolaylığına bağlıdır.
Seçenek fazlalığı hâlinde zihinde şu süreçler yaşanabilir:
- Seçenekleri karşılaştırma yükünün artması
- Her seçeneğin avantaj ve dezavantajını hesaplamak için harcanan enerji
- Seçilmeyen seçeneklerin "kaybı" ile duyulan pişmanlık
- Beklentinin yükselmesi ve seçimden memnuniyetin azalması
Maksimize Edenler ve Yeterli Bulanlar Arasındaki Fark Nedir?
Karar verme tarzları konusunda en çok bilinen ayrım, "maksimize edenler" ve "yeterli bulanlar" arasındaki farktır. Kavram, ekonomist ve psikolog Herbert Simon'ın "yeterince iyi" (satisficing) fikrine dayanır. Maksimize eden kişi, tüm seçenekleri inceleyerek mutlaka en iyisini bulmak ister. Yeterli bulan kişi ise belirli kriterlerini karşılayan ilk iyi seçeneği seçer ve devam eder.Araştırmalar, maksimize etme eğiliminin yüksek olduğu kişilerin daha iyi sonuçlar elde edebileceğini ama kararlarından daha az memnun olma, daha çok pişmanlık yaşama ve daha fazla depresif belirti bildirme eğiliminde olduğunu gösteriyor. Yani en iyisini bulmaya çalışmak, çoğu zaman kişiyi daha mutlu etmiyor. Bu bulgu, her konuda yeterli bulan olmak gerektiği anlamına gelmez. Kritik kararlarda daha dikkatli araştırma yapmak yerindedir. Önemli olan, her kararı eşit derecede büyük görmemektir.
Karar yorgunluğu kavramı da sık anılır. Fikre göre, gün boyunca çok sayıda karar veren kişi, giderek daha kötü ya da daha ertelenmiş kararlar vermeye başlar. Ancak bu konudaki araştırma sonuçları tartışmalıdır. Bazı çalışmalar bu etkiyi destekleyerek gösterirken, daha yeni ve geniş çalışmalar etkinin tutarlı olmadığını bildiriyor. Yine de kişisel olarak, günün sonunda ya da yoğun bir dönemde karar vermenin daha zor geldiğini fark etmek mümkündür. Önemli kararları kendinizi en dinç hissettiğiniz zamanlara bırakmak makul bir yaklaşımdır.
Karar Vermeyi Zorlaştıran Düşünce Kalıpları Nelerdir?
Karar verememe çoğu zaman belirli düşünme biçimleriyle beslenir. Başlıcaları şunlardır:- Felaket senaryoları: "Yanlış seçersem hayatım mahvolur."
- Her şey ya da hiç düşüncesi: Kararın ya mükemmel ya da tamamen yanlış olacağını varsaymak.
- Geçmiş kararlara takılmak: Eski hatalardan çıkan korkuyla yeni kararları engellemek.
- Kesinlik arayışı: Gelecek hakkında tam bir güvence istemek. Oysa hiçbir karar tam kesinlik taşımaz.
- Başkalarının onayını beklemek: Herkesin aynı fikirde olmasını istemek.
- Aşırı analiz: Sürekli bilgi toplamak ve karar anını sürekli ertelemek.
Karar Verme Becerisi Nasıl Geliştirilir?
Karar vermek bir beceridir ve çalışmayla gelişebilir. Aşağıdaki yöntemler yardımcı olabilir:- Kararın önemini ölçün. Her karar büyük değildir. "Bu karar beş yıl sonra önemli olacak mı?" diye sorun. Küçük kararlara az enerji ayırın.
- Kriter belirleyin. Sizin için önemli olan üç beş ölçütü yazın ve seçenekleri bunlara göre değerlendirin.
- Seçenek sayısını sınırlayın. Araştırmayı üç ya da dört seçenekle sınırlamak, zihinsel yükü azaltır.
- Süre koyun. "Perşembeye kadar karar vereceğim" demek, sonsuz düşünmeyi engeller.
- "Yeterince iyi" ölçütünü kabul edin. Kriterlerinizi karşılayan bir seçenek bulduğunuzda durun.
- Küçük kararları otomatikleştirin. Günlük rutinlerde, yemek ya da kıyafet gibi, belirli düzenler kurmak karar yükünü azaltır.
- Kararın geri döndürülebilirliğini düşünün. Çoğu karar düzeltilebilir. Bu fark, korkuyu azaltır.
- Pişmanlığı kabul edin. Hiçbir karar pişmanlık riskinden tamamen arınmış değildir. Kendinize, "Eldeki bilgiyle en iyi kararı verdim" demek yatıştırıcıdır.
Karar vermekte zorlanıyorsanız, düşünme tarzınızı fark etmek de yardımcı olur. Bir kararı ertelediğinizde rahatlıyor musunuz, yoksa kaygınız mı artıyor? Başkalarının fikrini sorup durmak, size güven mi veriyor yoksa kafanızı daha mı karıştırıyor? Bu sorular, kararsızlığınızın arkasındaki mekanizmayı anlamanıza yardımcı olur. Önemli kararlarda iki ya da üç güvendiğiniz kişinin görüşünü almak yeterlidir. Sonsuz fikir toplamak, çoğu zaman netlik yerine karmaşa yaratır. Sonunda kararı vermeniz gereken kişi sizsiniz ve her kararın kendi değerleriniz doğrultusunda verilmesi, uzun vadede daha tatmin edicidir.
Karar verememe ilişkilerde de kendini gösterir. Bir ilişkiyi sürdürüp sürdürmeme, iş değişikliği, taşınma ya da çocuk sahibi olma gibi büyük kararlarda uzun süre kararsız kalmak, hem kişiyi hem çevresini yorabilir. Bu kararlarda kesinlik beklemek çoğu zaman gerçekçi değildir. İnsanlar çoğunlukla belirsizlik altında karar verir ve sonra verdikleri kararı anlamlı kılarlar. Bir kararı verdikten sonra o seçime bağlanmak ve uyum sağlamak, memnuniyeti artıran önemli bir etkendir. Yani çoğu zaman memnuniyet, doğru seçimi bulmaktan çok, seçilen yolun içinde anlam ve bağ kurmaktan gelir. Bu bakış açısı, mükemmel seçeneği arama baskısını azaltabilir.