Melodisini Unutan Küçük Piyano
Müzik Kasabası’nın en gürültülü ve en neşeli sokağında, eski bir konservatuvar binası yükselirdi. Bu binanın pencerelerinden her sabah kemanların ince sızıları, flütlerin kuş cıvıltısını andıran ezgileri ve davulların heyecanlı gümlemeleri dışarı taşardı. Kasabada yaşayan herkes bir enstrüman çalar, konuşurken bile ritim tutardı. Ancak konservatuvarın en alt katındaki loş ve tozlu odada, uzun zamandır derin bir sessizlik hakimdi. Bu sessizliğin sebebi, odanın köşesinde tek başına duran, parıltılı siyah boyası hafifçe çatlamış, pirinç pedalları kararmış küçük kuyruklu piyano Barnaby’ydi.Barnaby, kasabanın en eski piyanolarından biriydi. Eskiden onun tuşlarına dokunulduğunda salonlar ayağa kalkar, insanlar neşeyle dans ederdi. Ancak bir kış gecesi, kulenin büyük saati tam on ikiyi vururken, Barnaby çok garip bir şey yaşadı. İçindeki en önemli tel olan "Altın La Sesi Teli" hafifçe gevşedi ve Barnaby o andan itibaren çalması gereken muhteşem melodiyi, hayatın neşeli şarkısını tamamen unuttu. Hangi tuşuna basılırsa basılsın, dışarıya sadece hüzünlü ve boğuk bir "guk" sesi çıkıyordu. Konservatuvar müdürü "Bu piyanonun ömrü bitmiş, artık tamir edilemez" diyerek odanın kapısını kilitlemişti. On yaşındaki müziksever kız çocuk Melis hariç herkes ondan ümidini kesmişti.
Tozlu Notalar ve Gizli Tünel
Melis, kulakları dünyadaki tüm seslere karşı aşırı hassas olan, rüzgarın esişinden bile bir melodi çıkarabilen, deniz mavisi gözlü ve örgülü saçlı bir çocuktu. Cebinde her zaman akort anahtarları, küçük temizleme bezleri ve renkli nota defterleri taşırdı. Melis’in en büyük sırrı, her akşam herkes evine dağıldıktan sonra konservatuvara gizlice girmek ve o unutulmuş küçük piyanoyla dertleşmekti.Bir akşam, Melis cebindeki eski anahtarla loş odanın kapısını açtı. Barnaby’nin yanına gitti, tozlu kapağını nazikçe kaldırdı. "Hey eski dostum," dedi Melis, elindeki bekle piyanonun tuşlarını silerken. "Yarın kasabada Büyük Bahar Konseri var. Eğer sen o muhteşem melodini hatırlayamazsan, bu salon hiçbir zaman tam anlamıyla neşelenemeyecek."
Melis, Barnaby’nin en ortadaki tuşuna, yani o meşhur "La" tuşuna hafifçe bastı. "Guk..." diye bir ses çıktı yine içinden. Ancak bu sefer farklı bir şey oldu. Sesin çıkmasıyla birlikte, piyanonun iç kısmındaki teller arasında küçük, parıltılı ve nota şeklinde bir ışık belirdi. Işık, piyanonun arkasındaki küçük bir kapağa doğru süzüldü ve kapak hafifçe aralandı. Melis büyülenmiş gibiydi. Gözlüklerini düzeltti, fenerini yaktı ve piyanonun içindeki o gizemli kapağı iterek içeriye doğru emekledi.
Sesler Ülkesi ve Melodi Avcıları
Kapağın arkası, ucu bucağı görünmeyen devasa bir müzik kutusunun içi gibiydi. Yerde toprak yerine eski nota kağıtları seriliydi. Havada, havai fişekler gibi patlayan renkli sol anahtarları ve bemol işaretleri uçuşuyordu. Etraftaki ağaçlar devasa diyapazonlardan oluşmuştu ve rüzgar estikçe bu ağaçlar "Tınnn..." diye muhteşem bir ses çıkarıyordu.Melis şaşkınlıkla yürürken, önündeki bir sol anahtarı çalısının arkasından, kafasında bir nota sehpası taşıyan, gövdesi ise küçük bir mızraptan yapılmış sevimli bir yaratık fırladı.
"Dur! Kimsin sen? Burada notasız yürümek yasaktır!" dedi küçük yaratık, konuşurken bile bir metronom gibi ritmik bir şekilde sallanarak.
"Ben Melis," dedi genç müzisyen. "Küçük piyanom Barnaby’nin melodisini arıyorum. O her şeyi unuttu."
"Ah, Barnaby mi?" dedi küçük mızrap üzüntüyle, vücudundaki ritim bir anda yavaşladı. "Ben Ritmo. Bu ülkenin tempo bekçisiyim. Barnaby’nin melodisi kaybolmadı, aslında buradaki 'Melodi Vadisi'nde saklanıyor. Çünkü içindeki Altın La Teli gevşediğinde, melodi korktu ve kaçıp vadideki şarkı söyleyen nehrin içine saklandı. Eğer o melodiyi bu gece bulup yerine takamazsak, Barnaby sonsuza kadar susacak."
Şarkı Söyleyen Nehirde Büyük Arayış
Melis ve Ritmo, nota kağıtlarından yapılmış patika yoldan hızla yürümeye başladılar. Yol boyunca Melis, dünyada insanların çalmayı bıraktığı eski besteleri gördü. Havada unutulmuş ninni ezgileri pofuduk bulutlar gibi süzülüyordu. Sonunda, sularının içinden piyano sesleri yükselen "Şarkı Söyleyen Nehir"in kenarına geldiler. Nehrin suları mavi değil, parıl parıl parlayan altın sarısı bir sıvı gibiydi ve her dalga kıyıya vurduğunda muhteşem bir senfoni çalıyordu."İşte orada!" diye bağırdı Ritmo, metronomunu nehrin ortasındaki küçük bir kayalığa doğru tutarak.
Kayalığın üzerinde, elmas gibi parıldayan, sürekli şekil değiştiren ve etrafına ışık saçan küçük, sarmal bir melodi yumağı duruyordu. Bu, Barnaby’nin unuttuğu o muhteşem şarkıydı. Ancak nehir o kadar hızlı akıyordu ki, kayalığa ulaşmak imkansız görünüyordu. Üstelik nehrin içinden sürekli "Sessizlik Dalgaları" yükseliyor, yakındaki tüm sesleri yutuyordu.
"Ona nasıl ulaşacağız?" diye sordu Melis endişeyle.
"Melodiler sadece gerçek bir kalbin söylediği şarkılara itaat ederler," dedi Ritmo. "Cebindeki akort anahtarını nehrin suyuna daldır ve ona en sevdiğin şarkıyı mırıldan. Eğer nehir senin ritmine inanırsa, melodiyi bize getirecektir."
Melis derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı ve büyükannesinin ona küçükken söylediği o eski, huzurlu ninniyi tüm kalbiyle söylemeye başladı. Sesi loş nehrin üzerinde yankılandı. Melis şarkı söyledikçe, nehrin o hırçın dalgaları bir anda sakinleşti, Sessizlik Dalgaları geri çekildi. Kayalığın üzerindeki parıltılı melodi yumağı, Melis’in sesini duyar duymaz havaya yükseldi ve uçar gibi gelerek Melis’in elindeki akort anahtarının üzerine kondu. Anahtar bir anda altın rengine bürünmüştü.
Konser Salonundaki Mucize
"Başardın Melis! Şimdi hemen geri dönmeliyiz, sabah olmak üzere!" diye bağırdı Ritmo.Melis, küçük dosta veda ederek geldiği gizli tünelden hızla geri koştu. Piyanonun kapağından içeri süzülüp odasına gözlerini açtığında, sabah güneşinin konservatuvarın pencerelerinden içeri girdiğini gördü. Salondan büyük bir gürültü geliyordu; Büyük Bahar Konseri başlamak üzereydi ve kasaba halkı salondaki yerlerini alıyordu.
Melis hemen Barnaby’nin kapağını açtı. Elindeki altın akort anahtarını aldı, piyanonun en derindeki o gevşemiş "Altın La Teli"ne taktı ve anahtarı yavaşça, büyük bir hassasiyetle çevirdi. Tel sımsıkı, mükemmel bir gerginliğe ulaştığında, Melis en ortadaki La tuşuna nazikçe bastı.
"TIINNN..."
Bu ses o kadar berrak, o kadar muhteşem ve o kadar güçlüydü ki, konservatuvarın tüm duvarlarında yankılandı, büyük salondaki müzisyenlerin enstrümanlarını susturdu. Konservatuvar müdürü ve kasaba halkı şaşkınlıkla loş odanın kapısına koştular. Melis, Barnaby’nin taburesine oturdu ve parmaklarını tuşların üzerinde serbest bıraktı. Barnaby, unuttuğu o muhteşem bahar melodisini, Sesler Ülkesinden gelen o sihirli şarkıyı çılgınlar gibi, muazzam bir neşeyle çalmaya başladı.
Piyanonun tuşlarından dökülen her nota, salondaki insanların kalbini büyük bir huzur ve mutlulukla dolduruyordu. Müdürü göz yaşlarını tutamadı ve "Bu hayatımda duyduğum en güzel melodi!" diye fısıldadı. Barnaby artık yalnız ve hüzünlü değildi; o, Müzik Kasabası'nın kalbi olarak yeniden doğmuştu. Melis ise cebindeki akort anahtarına dokundu ve gülümsedi. Çünkü en güzel melodilerin, hiçbir zaman gerçekten kaybolmadığını, sadece onları tüm kalbiyle dinleyecek bir kaşifi beklediklerini artık çok iyi biliyordu.